ROMANLAR

SINEK OLMAK ZOR SEY (1985)

Genç kuşak romancılarından Tülay Ferah, üç erkeğin öyküsünü gerçekçi bir bakış açısıyla vermiş. Öykülerin birbiriyle bağlanışındaki yetkinlik romanı özgün kılıyor. Yazar üç erkeğin öyküsünü verirken kişilerini özgür bırakmış. İlk bakışta birlik oluşturmayan bu anlatım roman okunup tibbikten sonra okurun zihninde bir bütünlük oluşturuyor. Öztürkçeyi iyi kullanan Tülay Ferah, düşle gerçek arasında gerilimli, değişik bir dünya sunuyor

 

 

 

SICAK (1987)

Karanlıkta dalgaların sesi ürküntü veriyordu. Bedenini uçurumdan aşağıya bırakarak acılarına son verebilirdi.Kara boşluğa baktı. Ölümü, iki insanı kurtaracaksa atlamaya hazırdı. O odaya, cehenneme dönmek; infaz saatini beklemek bir şeyi değiştirmeyecekti. Bütün adların sahibi hala dans ediyordu. Ağır küpeleri küçük kulaklarında sallanıp duruyordu. Müzik susmuyordu. Yemekler tükenmiyordu... Hedefi, yaşamındaki iki insandı artık. Odaya dönse bile istekleri yerine getirilecekti.

 

 

 

EBEM KUSAĞI (1991)

Çocuk edebiyatı serisi:

*Pembe Şeker
*Kaplumbağalar Yarışıyor
*Dut ağacı
*Pamuk
*Beyaz
*Ayla
*Beyaz At
*Armağan

 

 

KIRMIZI ERIK (2000)

Ülkesinin hafızasıyla her türlü ilişkiyi kaybetmiş insanalrın trajik öyküsü!... Romanın kahramanı Çınla'nın kimliğiyle çağdaş kültürü sorgulayan yapıt, kendimizi yok etme çabalarına alaycı bir gözle yaklaşıyor.
Evrenin merkeinde kendini tek başına kalmış bircan gibi duyumsayan Çınla'nın evrensel istemi: "Gizli bir düşleyicinin düşlerinden başka bir şey değiliz. Ben bu düşleyiciye artık hizmet etmek istemiyorum. Kendi öykümü kurmak zorundayım."
Ama nasıl?...
Cinselliğini uyuşturucu gibi kullanarak.
Kırmızı Erik her okura şaşkınlık tohumları ekecek.
Tülay Ferah'ın arındırılmış, pırıl pırıl bir dille yazılmış romanını beğeniyle okuyacaksınız.

 

ERKEK (2002)

Evlerde, sokaklarda, kahvelerde, işyerlerinde, otobüslerde, trenlerde, uçaklarda... yaşamın soluk alıp verdiği her yerde görünen, öbür narsist varlık... Sonsuza dek kendine bakmak için yaşar.
Bir Tao ustası:
"Kusursuz insanın tini ayna gibidir," der. "Hiçbir şeyi tutmaz, ama hiçbir şeyi de geri çevirmez. Alır, ama saklamaz."
Tülay Ferah, Erkek adlı romanında, bir erkeğin bedeninde ve beyninde yolculuk ederken, erkeği Tao ustası gibi betimliyor.
Erkek cinsini mutlak bir ideoloji gibi okurken, erotizm ve düzen bilinciniz altüst olacak...

 

MAYO MU OSMANLI MI (2001)

Tülay Ferah, "Mayo mu Osmanlı mı" adlı bu romanında bizi, kahkaha ve hüzünle bezenmiş bir tarih müzesinde gezdiriyor. Kabuğunu kırmak, modernleşmek isteyen bir toplum ve daha çok da bu istemi dillendiren aydınların serüvenine tanık oluyoruz bu müzede. Olaylar tarihi bir mekân olan Pera'da geçiyor. Kahramanlar da, bu tarihi mekana uygun. George Sand, Hüseyin Rahmi Gürpınar, Halide Edib Adıvar, Simone de Beauvoir, Sartre ve diğerleri..
Romanın kahramanı Siret Bey, Osmanlı yönetimince çarpıtıldığı ölüm cezasından kurtulmaya çalışan, kendi çapında aydınlanmış ve "aykırı" bir tiptir. Ama onun aykırılığı yine de "kendisi olamamak"la sınırlı bir aykırılıktır. Bir yanda kurulu düzene olan bağlılığı ve onun hiyerarşisi karşısında boyun eğişi, öte yanda onunla barışık olamamasının getirdiği iç çatışmasıyla, yönünü "Kurtarıcı Batı'ya'' dönmesi..

 

AŞK MİNYATÜRLERİ (2002)

Daha az sevilen taraf olmak incitir insanı, en olmayacak, en aptalca şeyleri yapmaya sürükler, düşünmenin ağırlığı altında ezer, ama aşırı sevilen tarafın içine düştüğü boğucu tutsaklık daha az mı ezicidir?
Bu dünyada kendilerine 'aşk' adında bir barınak arayan insanların acısı, aşkın kendine özgü ironisi değilse nedir?
"...Duygularım aşktan ölüme, ölümden aşka savruluyor!
Birinden öbürüne göç ederken, ölümün sakatlayan, aşkın ise insanı hiçlik duygusundan bir adım öteye göndermeyen acısı arasında sıkışmış gibiyim. Bu gece iki gerçek arasında kuluçkaya yatmışım sanki... İkisi arasında bir seçim -hangisi daha iyi- yapma olanağım yok!
Her ikisinde de varolan dürüst gerçeklik bana ait."

 

OKULLU MELEKLER (2002)

Çocuk edebiyatı serisi:
*Kırmızı kurdele
*Televizyon
*Hayvanların şarkısı
*Sebze yemem
*Okullu melekler

 

 

GİDERSEN ÖLMEM (2004)

‘Gidersen Ölmem’ bir yaşam biçimi...

Kaybettiğimiz şeylerin yerine yeni bir şeyler koyarız. Koyduğumuz şeylerin boşlukları, çatlakları, yarıkları doldurmasını isteriz. Bunu yapamadığımız zaman rotamız şaşar ve yaşam bizi şantaj etmeye başlar. İşte bu roman, yaşamın uğursuz şantajından korunmak için bize ip uçları veriyor...

İşini kaybetme korkusu, cinsellik, ahlak, ölüm  tarafından rehin alınan insanların,‘insan olabilme’ savaşı...

 

 

DÜNYA ÇIPLAK (2006)

Tülay Ferah, ‘Dünya Çıplak’ta farklı kesimlerden, toplumun büyük çoğunluğunu oluşturan, ergenlik çağını bir türlü aşamamış insanları ironik bir bakışla gözleyerek hepsinin, yoksul ya da zengin fark etmeksizin, dünyayı aynı mantıkla kullandığını söylüyor. Tümü dünyanın seyircisi. Her biri hiç düşünmeden, elindekini tüketerek yaşıyor; yaşadıklarını aklıyla değil duygularıyla yorumluyor; çoğu hiçbir şeyi çözemeyeceği inancıyla
şiddete sığınarak var olmaya çalışıyor.

İstanbul’da doğmasına karşın ancak yirmi yaşında Taksim’e giden,
orada ilk kez hamburger yiyen Songül...
Mutluluğun, daha doğrusu sorgulamadan yaşayabileceği bir düzen kurmasını sağlayacak kızın kendisini beklediği Taksim’e bir an önce ulaşmak için canını dişine takan Kuzey...
Yirmi dört saat aşk gerçeğini sorgulayan Meryem...
Motosiklet tutkunu Uygar...
Sokakta geçirdiği yıl kadar yaş alıp, bu yaş kadar saygı gören, kendisinin yarattığı cehennemde dünyayla dalga geçen İbo...
Tülay Ferah, o her zamanki hınzır diliyle, Taksim’e topladığı gelir düzeyi ve kültürü farklı bir grup gencin trajikomik hikâyelerini anlatırken, her şeye karşın umudun izini sürüyor.

 

 

GERİ>>>>>>